Makaleler

Bağımlılığa Götüren Süreçler

Bağımlılığın alt yapısını oluşturan faktörler nelerdir?
Fatih Kılıçarslan: Çocuk dünyaya geldikten sonra anne ve baba ilişkileri ile bağlı olarak ruhsal gelişimi oluşur. Eğer çocuk, uygun olmayan anne ve baba tutumları içersinde yetiştirilir, eğitilir ve büyürse çocukta bağımlı ilişkiler meydana gelir. Şöyle bir metaforla açıklayayım; çocuk dünyaya geldikten sonra annesi ile göbek bağı kesilir, fakat bu fiziksel bir bağın koparılmasıdır. Ama psikolojik olarak bu bağ koparılmazsa, ebeveyn- çocuk ilişkisi koruyucu ve bağımlı tutumlar ya da otoriter ve reddedici tutumlar şeklinde sürdürülürse, çocuğun doğumundan itibaren bağımsızlaşma bireyselleşme süreci güven içersinde devam etmezse bu çocuklar bağımlı bir kişi olmaya potansiyel adaydır.

 

Aslında çocuk ve ergenin madde bağımlılığı sorunu bağımlı kişilik sorunudur. Yeterince sevgi görmeyen, bireyselleşme süreci güvenli bir şekilde oluşmayan çocuklar, bu ihtiyacı bir şekilde zararlı maddelerle karşılama ihtiyacı duyarlar.
Eşler evlilik yaşantısında bir ahenk sağlayamazsa, ilişkilerini duygusal anlamda uyumlu yürütemezse, bu durum çocukların doğumuyla birlikte ortaya çıkan anne ve babalık rolüne de olumsuz yansır. Bazı ailelerde eşler arasındaki iletişim sorunları, boşanmış anne-baba sorunları neticesinde çocuklar psikolojik olarak etkilenmektedir. Böylece anne-babasının çatışma alanı haline gelen çocuk onlardan uzaklaşmakta, eşler kendi aralarındaki çatışma ve problemi çocuk üzerinden gidermeye çalışmaktadır. Çocuk, sorunun bir parçası haline gelmektedir. Örneğin eşiyle ilişki sorunu yaşayan bir kadın çocuklarını, evini bırakıp gitmekle tehdit edebilmektedir.

Anne-baba arasında işbirliği, uyum yoksa eşler ilişki problemlerini çocuklar üzerinden gidermeye çalışıyorlar. Bu durum yani çocuklarını kendi sorunlarına alet etmeleri çocukları duygusal, ruhsal ve kişilik gelişimi yönünden olumsuz etkileyebilmektedir.
Çocuk ailede bulamadığı ilgiyi, desteği, sokakta arkadaş grupları içerisinde sağlamaya çalışır, arkadaş grupları içinde onay görür, takdir görür. Sokakta bir kimlik, güç kazanır. Aile içinde onay görmeyen, takdir görmeyen, bağımsızlaşma süreci desteklenmeyen çocuk, sokakta arkadaş grubu içerisinde güçlenir, kişilik ve kimlik kazanır, bağımsızlık kazanır ve bu çocuğun sokakta yaşama, sokağa bağımlı olma sürecini arttırır. Burada her türlü arkadaş etkisi, çıkar gruplarının etkisi, merak ve ilgi çocuğu madde kullanmaya yöneltir ve çocuk madde bağımlısı haline gelir.

Ancak madde bağımlılığı tek bir nedenle ortaya çıkmaz, çocuğun yaşadığı birçok olumsuzluk bu konuda etkili olabilmektedir. Madde bağımlılığına başlamanın, merak, arkadaş grubunun yönlendirmesi, çocukların arkadaşlarına hayır diyememesi gibi birçok nedeni vardır. Çocuğun arkadaşları tarafından sürekli kullanılması ya da çocuğun örtülü bir depresyon geçirmesi, aile içerisinde anne ya da babadan birinin madde bağımlısı olması, alkol bağımlısı olması çocuğun madde bağımlılığında bir etkendir. Bu nedenlerin hepsi ya da herhangi biri bile çocuğun madde kullanımına yönlenmesinde etkilidir. Madde kullanmayı özellikle çocuğun modelleme ile ilişkisine bağlayabiliriz. Çocuk ya arkadaşından birini ya da anne babasından birisini model alır. Çocuğun çevresinde ve ailesinde böyle modeller varsa, maddeye yönelme riski çok daha yüksektir.
Ailenin dikkat etmesi gereken noktalar nelerdir?
Fatih Kılıçarslan: Ebeveynlerin çocuklarıyla açık, duygularını anlamaya dönük ve güvenli iletişim kurmaları gerekmektedir. Çocuğun ergenleşme sürecinde yaşadığı ruhsal değişimlerinde destekleyici, yol gösterici yaklaşımlarda bulunulmalı, ihmal ve şiddetten kaçınılmalıdır.

Ayrıca çocuğun sınırlarını, yaşamın kural ve değerlerini oluşturabilmesi için rehberlik etmeli ve sağlıklı model oluşturulabilmelidir. Madde bağımlısı çocuklar, çevresinde var olan kötülük karşısında sınırlarını belirleme ve kendisini madde kullanımına teşvik eden arkadaşlarına hayır diyebilme konusunda güçlük yaşamaktadır.
Burada ebeveynler çocuklarına hayatın sorumluklarını gelişimine uygun olarak vermeleri, yanlışlıklar karşısında önce kendilerinin ‘hayır’ diyerek örnek olmaları önemli rol oynamaktadır.
Tedavi sürecinde dikkat edilmesi gereken noktalar nelerdir?
Fatih Kılıçarslan: Anne-babalar, madde kullanan çocuklarda meydana gelen davranış ve fizikî değişiklikler konusunda bilgi sahibi değildir. Birçok aile çocuğunun madde bağımlılığını geç fark ediyor, bu geç kalış, tedavi sürecini de olumsuz etkileyerek, güçleştiriyor.

Tedaviyi öncelikle çocuğun istemesi, tedavi sürecine anne ve babanın da katılması gerekmektedir. Madde bağımlılığı tedavisi bir ekip işidir. Psikiyatr, psikolog, sosyal hizmet uzmanı, hemşire ve aile birlikte çalışır.
Tedavide koruyucu ve önleyici aile ruh sağlığı yaklaşımları daha önemlidir. Madde bağımlılığı tedavisinde sürece aileyi katmadan, ailenin tedavide etkin rol oynamasını desteklemeden kalıcı bir tedavi olması mümkün değil. Öncelikle aileyi tedavi sürecine katılmaya inandırmak lazım. Aile buna inanırsa çocuğuna sonuna kadar yardımcı olur.
Tedavide karar verme sürecinde etkili faktörler nelerdir?
Fatih Kılıçarslan: Madde bağımlısı çocuklar ya da ergenler hem aile içersinde hem toplum içersinde belirli önyargılarla algılanmaktadır. Aile ve toplum içersinde etiketlenmekte damgalanmakta ve dışlanmaktadır. Ailenin ve toplumun dışına itilmektedir yani olumsuz aile ve toplum tutumları yaklaşımları bağımlı bireyi aile ve toplum dışına itmektedir. Bu tedavi sürecini olumsuz yönde etkilemektedir.

Sağlıklı bir tedavi aile ve toplum desteği ile sağlanır. Yani madde bağımlılığı tedavisi hastanelerde yürütülür, kurumlarda yürütülür AMATEM’ lerde ÇEMATEM’ lerde Ve UMATEM’ lerde yürütülür. Fakat şunu da eklemek gerekir aile tedaviye uygun bir rol almazsa, tedavi sürecini toplum desteklemezse kurumsal tedavi yeterli olmamaktadır.

Peki, burada ailenin ve toplumun yaklaşımı nasıl olmalıdır?
Fatih Kılıçarslan: Aile ve toplum tedavide destekleyici ve yardım edici rol almalıdır. Bunun için etiketlemek, damgalamak ve dışlamak yerine tedavi süreci içersindeki kişiye onay vererek, takdir ederek, kişi cesaretlendirilmelidir. Bu nokta çok önemli! Birey cesaretlendirilmelidir! Yani bireyin tedavi olacağına inancı güçlendirilmelidir. Fakat önyargılar yüzünden etiketleyici ve damgalayıcı tutumlar nedeni ile çocuk ya da ergen, aile ve toplumun dışına itilmektedir.
Suçluluk ve utanç duygusu içersinde bireyin tedavi olma süreci zorlaşmaktadır. Oysa biz onlara güvenle yaklaşmalı, bireyi tedavi sürecine cesaretlendirerek olumlu enerji vererek gelecekte sağlıklı bir birey olacağına ailesine ve topluma yararlı olabileceğine inandırmalıyız. Tutum ve davranışlarımız bu yönde olmalıdır.
Kişinin bağımlı olmadığını iddia etmesine rağmen bir süre sonra vücudun o maddeyi istemesi neden kaynaklanır? Bu süreçte ne gibi değişimler söz konusudur?

Fatih Kılıçarslan: Burada olumsuz ve yanlış yargılar var. “Bir kereden bir şey olmaz, ben madde bağımlısı olmam” gibi yanlış inançlar, arkadaş ve sosyal çevrenin baskısı, arkadaşlarını kaybetme korkusu, “hayır diyemem” endişesi gibi psikolojik faktörler, sosyal kaygılar ve olumsuz yanlış yargılar çocuğun madde kullanımına etki eden faktörler arsında.
Örneğin sigara içme, alkol kullan; alkol kullanma esrar kullan gibi toplum içersindeki yanlış değerlendirmeler yada paradigmalar madde kullanımındaki en önemli etkenlerden bazılarını oluşturmaktadır. Buradaki asıl sorun toplumun madde bağımlılığı üzerine yeterli düzeyde bilgilenmemesidir. Bu konuda bilgisizce kaygılar ve korkular var, dolayısı ile bu da yanlış tutumları artırıyor. Çocuk arkadaşında extazi görüyor, bir kereden ne olur diye düşünüyor.
Bu da organik bir ihtiyaca ya da psikolojik bir alışkanlığa ya da sosyal baskıya yol açıyor. Çünkü arkadaşları ile madde kullanan bir çocuk arkadaşlarını kaybetmekten korktuğu için hayır diyemediği için o maddeyi kullanmaya devam edebiliyor. Yanlışlığını bildiği halde! Burada psikolojik ve sosyal faktörleri de hesaba katmalıyız.
Kişi tedavi olmak istemiyorsa, kişiye rağmen tedavide başarı sağlanabilir mi?

Fatih Kılıçarslan: Bu önemli bir soru. Onsekiz yaşın altında ise birey ailesinin velayeti altındadır. Tedavinin sorumlusu ailedir. Dolayısı ile tedavide aile ile çocuğun uyumu çok önemlidir.
Eğer genç tedaviye direnç gösteriyorsa bu tedavide mesafe almak başarı sağlamak zordur. Ama genç aile ve uzman bir uyum ve iş birliği içersinde hareket eder ve genci tedaviye ikna ederlerse burada başarı sağlamak mümkündür. Yani burada genç (hasta), uzman, aile uyumu başarı verimliğini artırır. Aileyi bu sürece katmadan ona rol ve sorumluluk vermeden başarı sağlamamız mümkün değil. Aile tedavi sürecine katılarak sorumluluk almalı, çocuğunun bağımlılığına neden olan davranış ve tutumlarını da yeniden gözden geçirerek gerekli değişikliği yapmalıdır.
Eğer aile tutumlarında ve davranışlarında gerekli değişikliği yapmıyorsa, madde bağımlısı gençle iletişim sorunlarını devam ettiriyorsa o tedaviden yarar sağlamak mümkün değildir. Dolayısı ile aile terapisi de bağımlılık tedavisinde çok önemli bir yer tutmaktadır. Sadece aileye değil, topluma da sorumluluklar düşmektedir.
Toplum madde bağımlısı gençlere bakışını yeniden gözden geçirmeli, madde bağımlısı gençleri suçlayıcı, eleştirici ve dışlayıcı tutumlardan vazgeçmelidir. Onu da bir hasta gibi görüp toplumun içersinde rehabilitasyonuna, tüketen değil üreten bir değer kazanmasında ona rol-fonksiyon kazandırmalıdır.
Tedavi sürecinde çocuk ve ergen bağımlıların yetişkinlerden farklı olarak karşılaşacağı problemler nelerdir?
Fatih Kılıçarslan: Çocuk gelişim süreci devam eder, kişiliği oluşmamış, benlik saygısı gelişmemiştir, kendine karşı güven sorunu yaşar, ilişkileri algılamakta anlamakta, ilişkilere anlam ve değer vermekte yaşı itibarı ile gelişimi itibarı ile zorlukları vardır.

Gelişim süreci devam eden bir çocuğun madde bağımlısı olması ile birlikte kişilik gelişiminde, duygusal gelişiminde, sosyal gelişiminde ciddi sorunlar ortaya çıkar. Çocuk uzun yıllar ciddi tahribatlara ve travmalara yol açabilecek ruhsal sorunlarla karşı karşıya kalabilir, depresyon geçirebilir, kişilik bozuklukları ortaya çıkabilir, antisosyal veya borderline davranışlar ortaya koyabilir; yani çocuğun hem kişilik gelişiminde hem sosyal gelişiminde ciddi aksaklıklar meydana gelebilir.
Aslında bu konu çok önemli ve bu konuda insanlar yaşamadığı için anlamakta da zorluk çekiyorlar. Bu problemi yaşayan biliyor. Dolayısı ile bir insan toplum olarak yani toplumsal sorumluluk açısından baktığımızda insanlar ön yargılarla bakıyor, bana dokunmayan yılan bin yaşasın mantığı ile yaklaşıyor. Dolayısı ile bu sorunu yaşayan çocukları ve aileleri yalnız bırakıyor.
Bunu bir utanç gibi algılamamak gerekir, benim çocuklarıma da olabilir ben kendi çocuklarım açısından da kaygı duyuyorum. Bu korku ve kaygı zaten insanların bu tür sorunlarla yüzleşememelerinin, bu konuda konuşamamalarının nedeni. Bir dirençleri var, ciddi kaygı ve korkuları var bunu açıkça ortaya koyamadığı için bu baskıya dönüşüyor.
Engelleyici, kısıtlayıcı, açıkçası anne baba tutucu ise bu çocuk için bir direnç olabiliyor. Eğer aile dinamikleri içersinde bir uyum sorunu varsa çocuk anne ve babasının tam tersi bir rol, bir davranış, bir eğilim içersine girebiliyor.
Bu direncin sebebi nedir?
Fatih Kılıçarslan: Aile üyeleri eğer birbirlerini anlayabilmiş olsalar, sorun olmaz ama biz ilişkilerimizde birbirimizi anlamak yerine birbirimizi tanımlamaya çalışıyoruz. Rollerimizi belirlemeye çalışıyoruz. Yani ebeveynlerin benimsediği inancı ya da bir tutumu ya da bir davranışı çocuklarına belirli yöntemler içersinde uygun bir yaklaşımla basamak basamak vermeleri gerekir.
Öncelikle çocuklarına örnek olmaları gerekiyor ama ebeveynler hayatları ile örnek ve rol model olamadıkları için her söylemek istedikleri söz her yaptırmak istedikleri davranış karşı tarafta bir savunma ve bir direnç meydana getiriyor ve çatışmaya neden oluyor. Her anne ve baba çocuğun ruhsal gelişim evreleri konusunda belli bir bilgiye sahibi olmalı.

Yani çocukların gelişim dönemlerinde nasıl bir pedagojk yaklaşım içersinde biz iyiyi, güzeli, doğruyu, ahlakı o çocuklara verebiliriz noktasında belli bir bilinç sahibi olmalı.

Bunu kaygı ile endişe ile korkuyla baskı ile yapmaya kalktığı zaman ya da çok severek aşırı severek koruyucu olarak yaptığı zaman o çocukta bir direnç meydana geliyor, tepki meydana geliyor. Anne baba ne istiyorsa ya da anne baba ne yapıyorsa, çocuk kendini ifade etme açısından kendini gösterme açısından tam tersini yapmaya çalışıyor, uyumsuzluklar ve davranış problemleri böyle bir ilişki içersinde ortaya çıkıyor.

Önerileriniz nelerdir, toplum olarak bizler nelere dikkat etmeliyiz?

Fatih Kılıçarslan: Ülkemizde madde bağımlılığı sürekli artan bir eğilim içindedir. Bu konuda ciddi anlamda çalışmamız gerekiyor. Sadece kamu kurumlarına, yerel yönetimlere değil, sivil toplum örgütlerine de büyük görevler düşüyor.
İlköğretimden itibaren çocuklarımızın sanat ve kültür alanlarında etkin bir yer edinmelerini sağlamalıyız. Çocukluk ve ergenlik çağı potansiyel ve güçlü bir enerjiyi temsil eder. Dolayısıyla çocuğun sağlıklı bir şekilde bu enerjisini harcayacak alanlar oluşturmalı, çocuğun psikolojisine uygun iletişim yaklaşımları geliştirilmelidir. Ebeveynler çocuk eğitimi konusunda kendilerini geliştirmelidir. Sivil toplum kuruluşları, çocuk ve aile hizmetlerini yaygınlaştırmadır. Özellikle aile eğitim, danışmalık ve rehberlik hizmetlerine önem verilmelidir. Çocuk ve gençlik,aile danışma ve toplum merkezleri yaygınlaştırılmalıdır.

bayder

bayder

Yorum Yok

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir