Makaleler

“BİR BEN VARDIR BENDE BENDEN İÇERU”

Maziyi müstakbele intikal ettiren insanın kalb aynasıdır. Tabi bu süreç işlerken insan hüznüyle kederiyle sevinciyle muhabbetiyle devirlerden devirlere geçer. Ayrılıkların acısı, buluşmaların-kavuşmaların lezzetini her zaman bastıra gelmiştir bu süreçte. Hesaplar kitaplar bir bir tutulur bu manalar dolu serüvende. Ama hak ve hakikat ne durumdadır diye şöyle bir yol bulmaya çalışır insan. Bu muntazam döngü içerisinde Yunusvari “Bir ben vardır bende benden içeru” sözü demeli insan.

Belki kelimelere anlam katan söz üstadı Yunus Emre bu ifadeleri başka manaları kast ederek söylemiştir. Bende kalbimde terennüm eden manayla yola çıkıyorum. Eğer bu sözü şimdiye kadar söylemedikse her şeyi bir kenara bırakıp şöyle birkaç saat yalnız başına bu sözü söyleyerek düşünmeye başlayalım. Kısacası hesaplaşmanın vakti geldi demeli insan.
Evet ben hayalen bu sözün etrafında gezmeye başladım. Kendimi uzun metrajlı bir filminin izleyicisi olarak görüyorum. Konu insan hayatı. Yazan ben. Oyuncular ise başrolde ben ve benimle alakadar her şey. Yönetmen ise Alemlerin rabbi olan ALLAH. Filmin bütçesi paha biçilmez, lakin bir o kadar da ucuz.
Şimdi hayat maceramın gidişatına göre ilk hedef ve gayemin ne olduğunu ortaya koymaya çalışıyorum. Ellerim neye uzanıyor ve maksadım nedir? Sorgulamaya çalışıyorum. Gördüğüm kadarıyla benliğine düşkün, şöhret peşinde koşan, bütün gaye ve maksadının nefis ve hevesatının istek ve arzularını yerine getirmeye çalışan biri olduğum. Hakkı savunurken pavarottiye taş çıkartan ama hakkı yaşarken bir Hindu Gandi kadar dahi İslamiyet’e faydası olmayan bir ten-perver. Belki ağır bir muhasebe oluyor. Ama bir defa bu yola başvurduk artık geriye dönmek yok. Neyse hakikat ortaya çıkmalı. Devam ediyoruz filmimize kaldığımız yerden. “Kimin himmeti milleti ise o tek başına bir millettir” hakikatine o kadar uzaksın ki elinden gelse memleketini, vatanını, şerefini, haysiyetini ve mukaddesat namına ne varsa hepsini üç kuruşa feda edeceksin. Nerede asrısaadetin yıldızları, nerede senin keşmekeşlikler içerisinde yaşantın. Gururlar içerisindeki hayatının neresinde fedakârlık, neresinde muhacir-ensar anlayışı. Hani nerde isal hasleti ya da bir hakikat uğruna bir ömür feda etme. Araba, ev, yat, kat, yeme, içme, gezme, oyun eğlenceyi düşünmekten fırsatın kaldı mı hiç mazlumu, garip-gurebayı, yetim-yetemayı, hizmeti, maneviyatı, ahireti, cennet-cehennemi, mükafat ve mücazat-ı düşünmeye. Yok yok zannetmiyorum. İşte hayat filmin ortada. Kimseyi kandıramazsın. Evet burada kimseyi kandıramadığın gibi mahşerde huzuru Kibriya da Rabbini hiç kandıramayacaksın. Tabi burada dem vurduğun ve mülahazasını yaptın meseleleri nefis unutur. Çünkü insan nisyandan alındığı için unutkanlığa müpteladır. Ne mi yapmalı. Hayat sinemamızı arada bir de olsa oturup izlemeli ve eksiği gediği görüp düzeltmenin bir çaresine bakmalıyız. Yüzyirmidörtbin nebi ve yüzyirmidörtmilyon evliya ve asfiya bize yol gösteriyor. Hakkı aramalıyız ve hakikati de yaşamalıyız.
Filmin en heyecanlı yerine doğru geliyoruz. İşte gençliğin gitti bak ihtiyarlık şafağı kulaklarının üstünde tebessüm ediyor. Malın, mülkün, yavaş yavaş sana fayda vermiyor. Acınacak bir hale düşmüşsün. Yaşadığın onca sıkıntılar, meşakkatler, ızdıraplar sana hayatın ne kadar ağır ve mesuliyetli olduğunu gösteriyor. Peki yetmedimi artık. Uslanmadın mı ey deli gönül. Gül yüzün uyuşmuş kış çiçeğine benziyor. Kendine bir çeki düzen vermenin zamanı gelme dimi?

Bence koca bir YETEEEER demenin vakti geldi de geçiyor. Allah’ın rahmetinden ümit kesilmez. Sen yeter ki rabbine samimi yönel. O seni senden daha iyi bilir.
Belki de en büyük zafiyetimiz nedir biliyor musunuz?Bence Cenab-ı Hakkı hakkıyla bilmemek. Onun engin ve sonsuz merhametinden bihaber olmak. Yani acaba bu yaştan sonra benden bişey olur mu, ya da ettin eyledin şimdi hangi yüzle Allah’ın huzuruna çıkıyorsun, deyip insanın ümitsizliğe düşmesidir. Evet sonsuz olan Allah sonsuz merhamet sahibi demeli insan.Bütün annelerin şefkati bir araya toplansa Cenab-ı Hakkın merhameti yanında ancak bir zerre olur. Yaşımız ve geldiğimiz nokta ne olursa olsun hayatımızı çekap etmeliyiz. Hastalıklı yerleri bir önce müşahede altına almalı ve tedavi sürecini başlatmalıyız. Unutmayalım ki tedavi süreci meşakkatlidir. Ama zahmette rahmet vardır sırrınca Allah’ın inayeti bizimle beraber olacaktır. Tevbe etmeli ve ona kulluğumuzu kavlen, kalben ve fiilen göstermeliyiz. Böyle bir filmin sonu elbette hitamuhu misk sırrına mazhar olacaktır. Şimdi kendi filminizle sizleri baş başa bırakıyorum. İyi seyirler.

Regaip Bostan

Regaip Bostan

Yorum Yok

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir