MERAK ETTİKLERİNİZ

Bağımlıların aile yakınlarına karşı şiddet uyguladıkları şikayetleri sıkça görülmektedir. Aileler bu konu hakkında ne yapacakları hakkında kararsızdır. Kimi zaman alttan alırken kimi zaman karşılık vermektedirler. Ancak bu tutarsız tutum, bağımlı kişinin bu şekilde davranmasını arttırabilir. Bu nedenle bağımlı kişi ailesine karşı şiddet uyguladığında bağımlıya karşı net ve tek bir tutum sergilenmelidir.
Şiddet bir davranış bozukluğudur. Bu davranış bozukluğuna karşı şiddete izin vermeyecek şekilde önlemler alınmalıdır. Kişinin şiddeti kullanarak istediğine ulaşmasına izin verilememelidir.
Eğer bu kişi çevrenizden birisiyse bunu annesine ve babasına anlatın. Eğer bu kişi size şiddet uyguluyorsa polise başvurabilirsiniz. Kendinizi korumak ve ileri de şiddet girişimlerinin artarak devam etmemesi için emniyete başvurmanız önemlidir. Şiddete izin vermek, şiddete neden olmaktır.
Şiddet karşısında 656 96 96 Aile İçi Şiddet Acil Yardım Hattı’nı arayabilir ve şiddet karşısında neler yapabileceğinizi öğrenebilirsiniz. Diğer bir seçenek de “Alo 183” hattıdır. Bu hat Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının kadın, çocuk, engelli ve yaşlı, şehit yakınları ve gazilerle ilgili rehberlik ve danışmanlık hizmeti veren numarasıdır.

Askere gitmek, bırakmak için motivasyonu olan bireyler için bir şans olabilir. Kişilerin alkol veya madde kullanan çevreden uzak kalması, onların maddeden uzak durmasına yardımcı olabilir. Askerlik, aynı zamanda kişilerin sorumluluk duygusunun artmasına ve yaşamını düzene sokmasına yardımcı olur. Bununla beraber askerden döndükten sonraki süreç önemlidir. Eğer kişiler askerden döndükten sonra yine aynı ortamlara girerse bağımlılıklarına hemen geri döner. Bu nedenle, gerekli değişikliklerin önceden yapılması gerekir.
Kullandığı maddeyi bırakmak istemeyen ve çocukluğundan beri madde kullanan kişiler için askere gitmek çok yararlı değildir. Bu kişiler bir yolunu bulup askerde de madde kullanmaya devam eder.
Diğer bir önemli nokta, bu tür değişikliklerin temel bir çözüm yolu olarak görülmemesidir. Bağımlılık psikolojik, çevresel ve biyolojik bileşenleri içeren çok yönlü bir hastalıktır. Etkili bir tedavi için bağımlılığın bütün bileşenlerine müdahale edilmelidir. Tıbbi tedavi ve psikolojik rehabilitasyon gibi gerekli tedavilere ek olarak, askere gitme seçeneği, o kişinin yaşamını düzenlemek için kullanılabilir ama tek başına bir çözüm yolu değildir.

Bağımlılık psikolojik, çevresel ve biyolojik bileşenleri olan çok yönlü bir hastalıktır. Bunu bir örnekle inceleyelim. Hayatında hiç esrar görmemiş bir kişi esrar bağımlısı olabilir mi? Muhtemelen hayır çünkü hiç esrar görmemiş ve denememiş olur. Peki, çevresindeki herkes esrar kullanan birisi esrar bağımlısı olabilir mi? Muhtemelen cevabınız evet, bu kişinin esrar bağımlısı olma ihtimali daha yüksektir şeklindedir. Çevre madde bağımlılığı için önemli bir etkendir. Bu nedenle tedavi sürecinde ve sonrasında çevre düzenlemesi önem arz etmektedir. Bağımlı birey her ne kadar maddeden arınmış ve tıbbi tedavisini başarıyla sonuçlandırmış olsa da, zaman zaman aklına madde kullandığı dönemler gelebilir. Hem tedavi döneminde hem tedavi sonrasında böyle dönemler ile baş etmek için ortam değiştirmek faydalı olabilir.

Zaman zaman bağımlı bireyler maddeden uzak kalmak için memlekete, köye, tatile gitmektedir, hastanede geçici yatış sağlanmaktadır. Ancak mevcut bir tedavi döngüsünün içinde olmayan birey için bu yöntem geçici fayda sağlar. Sadece maddeden ve madde kullandığı çevreden uzak olmak tedavi için yeterli değildir.
Kişi kendisini alkol ve maddeden uzak tutamıyorsa, arkadaş baskısı olan bir çevresi varsa ve bu çevrenin baskısına karşı koyamıyorsa, bu durumda o çevreden uzaklaşması yararlı olur. Ancak beklenti yüksek olmamalıdır. Kişi kendi yaşadığı yere döndüğünde de tedaviye devam etmelidir. Yer değişikliği yalnızca bir geçiş sürecidir.
Psikolojik, çevresel ve biyolojik etkenleri olan bağımlılığın tedavisi için sadece çevresel riskleri ortadan kaldırmak yeterli olmamaktadır. Önemli olan bireyin kendi çevresine döndükten sonra madde isteğiyle nasıl baş edebileceğini öğrenmesidir. Kişi onu zorlayan ortamlarda ya da durumlarda bununla nasıl başa çıkacağını bilmelidir. Kişinin istekle başa çıkmayı öğrenmesi, kendisi için riskli durumların farkında olması ve alışması gereken yeni yaşam tarzına kendini adapte edebilmesidir. Bu beceriler ise bireyin psikolojik destek almasıyla kazanılır. Bu konuda websitemizde bulunan Bağımsız Yaşam Derneği iletişim numarasını arayıp destek alabilirsiniz.

Bazı aileler yakınları madde kullandığı için utanır. Arkadaşlar, komşular, akrabalar ne düşünür? Bu kişilere bu durumu nasıl anlatacaklardır? Bütün bu düşünceler nedeniyle aileler bu durumu çevresinden saklamak ister ve kaçmaya başlar. Yakınlarının madde kullandığını herkesten gizlemeye çalışır.

Böyle bir sorunu gizlemek alkol, madde veya kumar sorunun devam etmesine neden olur. Bu sorunu gizli tutmak çok yararlı değildir. Ailelerin utandıkları için sorunu gizli tutması öfke ve suçluluk duygusuna neden olabilir. Bu da sorunun çözülmesinde işe yaramaz.

Çocuklarının bağımlı olduğunu öğrenen bazı ebeveynler onların maddeye başlamasına kendilerinin neden olduğunu düşünürler. Bu düşünce beraberinde suçluluk duygusunu getirir. Suçluluk duygusu bağımlılık tedavisinde bir işe yaramak aksine yeni hatalara yol açabilir. Bağımlılık çok yönlü bir hastalıktır. Sebebi belirlemek oldukça zordur. Çünkü bağımlılık birçok neden ve etkilerden kaynaklanmaktadır. Nedeni bulsak bile, bu nedenin değişmesi bağımlılığı ortadan kaldırmak için yeterli olmaz. Bunun yerine ne yapsak düzelir sorusunun üzerine düşünmek gerekir. Bağımlılığı oluşturan sebepler ve bağımlılık ayrı ayrı incelenmeli tedavi konusunda iş birliği oluşturulmalıdır.

Aile bireylerinden biri bağımlı olduğunda bu yalnızca bağımlı bireyi etkilememektedir. Aile bir bütün olduğu için, bu durum ailede bulunan her bir bireyi etkiler.

Madde bağımlılığı bir aile hastalığıdır. Bu hastalık bağımlı kişinin ebeveynlerini, kardeşlerini ve eşini etkiler. Ailenin bu durumdan ne kadar ve nasıl etkileneceğini ise bazı faktörler belirler. Aile içi iletişim, ailenin tecrübe ettiği olaylar, çocukların sayısı, yaşları, ailenin sosyal statüsü ve ekonomik düzeyi, bireylerin mesleği, eğitim düzeyi, kullanılan maddenin türüne kadar faktörler bunlara örnek olarak verilebilir.

Aile içinde bağımlı bir birey olduğunda yapılması gereken öncelikli şey; evdeki diğer bireylerin bağımlılık yapıcı maddelere temasının engellenmesidir. Diğer bireyler bu konuda bilinçlenmelidir. Eğer başka çocuklar varsa onlara yaşına uygun bir dil ile bağımlılığın nasıl bir şey olduğu hakkında bilgi vermek faydalı olur.

Ancak çocuklara böyle önemli bir konu açıklanırken dikkatli olunmalıdır. Çocuklara verilecek bilgi yaş grubuna göre değişkenlik gösterebilir. Alkol veya madde isimlerinin verilmesi sakıncalı görülmektedir. Aynı zamanda çocuklara bilgi verecek kişi de bu konu hakkında doğru ve yeterli bilgiye sahip olmalıdır. Bu nedenle çocuklara bilgi vermeden önce bu konu hakkında yetkin bir uzmandan danışmanlık hizmeti alınması gerekir.

Bağımlılık tedavisinde, ailenin tedaviye dahil olması başarı şansını arttıran bir faktördür. Ailelerin, çoğu zaman istemeden bağımlı bireyin davranışını destekler şekilde davranmaları, bağımlılığın devam etmesine yol açmaktadır. Bu nedenle, bağımlılık tedavisinde aile üyelerinin de davranışlarının değişmesi gerekmektedir.
“O değişsin ben değişmem” düşüncesi tedavi sürecine katkı sağlayan bir düşünce değildir. Bağımlı birey ile beraber aile üyelerinin de davranışlarını değiştirmeleri, nasıl davranmaları gerektiğini öğrenmeleri gerekmektedir. Bağımlı bireylerin temiz kaldığı dönemde; bırakma davranışını sürdürebilmesi, yaşamını ve davranışlarını düzene koyabilmesi için ailenin doğrudan tedavi süreci içerisinde yer alması, bir bağımlı kadar bilgi sahibi olması gerekmektedir.
Yapılan araştırma sonuçlarına göre ailenin tedavi süreci içerisinde yer alması, tedaviden alınan faydayı 2 kat artırmaktadır. Yeşilay Danışmanlık Merkezlerinde yapılan bir araştırmaya göre ise aile görüşmelerine 3 veya daha fazla kez katılan ailelerin yakınları tedaviden daha yüksek fayda görmektedir.
Bağımlı bireyin tedaviyi kabul etmediği durumlarda bile aile, bağımlılık hakkında danışmanlık alarak ve bilgilenerek, dolaylı yoldan tedavi sürecini başlatabilir.

Bir aileyi yapboz parçaları gibi düşünebiliriz. Bir parçanın başka bir yerlerde olması nasıl yapbozun tamamlanmasında olumsuzluk doğruyorsa, elbette ki bağımlılık ailenin geri kalan tüm üyelerinin de bir arada olmasına engel olur. Yani ailede bir üyenin bağımlı olması ailenin diğer üyelerini etkilemektedir.
Alkol veya madde bağımlılığı olan ebeveynlerin çocukları madde kullanımı açısından riskli durumdadır. Bu çocuklarda utanç ve suçluluk duygusu sık gözlemlenir. Arkadaşlarını eve davet etmekten çekinebilir. Hatta bu olanlardan kendisini sorumlu tutabilir.
Ailede bağımlı bir bireyin olması tüm ilginin onun üzerine odaklanmasına neden olur. Bu durum evdeki diğer bireylerin ihmal edilmesine yol açabilir. Özellikle 0-16 yaş çocuklar bu durumdan daha olumsuz etkilenir. Evdeki çocukların duygusal ve fiziksel ihtiyaçlarının karşılandığından emin olun.
Bağımlı ebeveynin çocukların yanında alkol veya madde kullanmamasını sağlayın. Eğer bağımlı ebeveyn alkol ya da madde etkisi altındayken çocuklara şiddet uyguluyorsa konuyla ilgili yasal tedbirler alabilirsiniz.
Çocukların yaşlarına uygun şekilde bağımlı bireyin durumunun açıklanması gerekir. Çocuklara bağımlılık hakkında bilgi verilirken dikkatli olunmalıdır. Çocuğun bilmediği maddeler tanıtılmamalıdır. Tüm bu yaşananlardan dolayı kendisini sorumlu hissetmemesi yönünde bir açıklama yapılmalıdır.

Aileler yakınları evlendiğinde yaşadığı sorunların geçeceğini zanneder. Bağımlılık da bunlardan biridir.

Bağımlılık bir beyin hastalığıdır. Tansiyon ya da şeker hastası olan bir yakınınızı düşünün. Sizce bu kişi evlendiğinde tansiyon ya da şeker hastalığı iyileşir mi? Bu kişi iyileşmek için evliliğe değil bir tıbbi tedaviye ve perhize ihtiyaç duyar. Bağımlılıkta da durum böyledir.

Evlilik seçeneği, bağımlı bireyin iyileşmesinde sosyal destek olarak düşünülse de; evlilik ile bağımlı bireyin iyileşmesi arasında doğrudan bir ilişki yoktur. Aksine bu durum aile içinde çatışma, şiddet ve sonrasında boşanmalara yol açabilmektedir. Bu nedenle evlilik, bağımlı bireylerin iyileşmesi için bir seçenek olarak düşünülmemelidir.

Kişinin madde kullanıp kullanmadığını öğrenmenin en etkili yollarından biri idrar, kan ya da saç testi yaptırmaktır. Ancak şüphelenilen durumlarda kişiden hemen idrar örneği istemek ya da saç numunesi almak doğru bir yaklaşım olmayabilir.
Testin, açık bir şekilde test yapılacak kişiyle anlaşılarak yapılması doğru olacaktır. Testin gizlice yapılması karşılıklı güven ilişkisini bozabilir. Bunun yanında gizlice alınan numunelerle test yapmak doğru sonuçlar almanızı engelleyebilir.

Bağımlı bireylerin yakınları çoğunlukla bir sorumluk verildiğinde bağımlılığın düzeleceğini düşünebilirler. Bu nedenle bir işe girmesini, düzelmesi için bir çözüm olarak görebilirler. Ancak şu unutulmamalıdır; bağımlılığın tek bir nedeni olmadığı gibi düzelme sürecinde de tek bir durumdan çözüm beklemek işlevsel değildir.

Bağımlı bireyin işe başlaması hem sorumluluğunu arttırır hem de kullandığı maddeden uzak kalmasını sağlar ancak kişinin öncelikli olarak işe girmesini kurtarıcı olarak görmek hatalıdır. Öncelikle bağımlı bireyin; değişime istekli olması, tedavi için motive olması, madde kullanımını bırakması, maddesiz yaşamına alışması ve bunu sürdürebiliyor olması gereklidir. Kişi, tüm bu aşamaları geçtikten sonra işe girme gibi bir sorumluluğu üstlenebilir. Eğer kişi bu aşamalardan geçmediyse, madde kullanımına devam ediyorsa işe girmesi gündeme alınmamalıdır. Kişi öncelikli aşamaları geçmeden işe başlarsa kısa zamanda işten ayrılır. İşten ayrılmak için pek çok bahane bulur.

Yapılan araştırmalara göre tedavi sürecinde olan bireylerin işe başlamasının tedaviye uyumu arttırdığı görülmüştür. Çünkü tedavi sürecinde iş edinen bağımlı bireyin, gereğinden fazla boş zamanı olmamış olur ve en önemlisi yaşam amacını kazanır. Bu durum, bireyin bağımlılık tedavisi ve sosyal uyum süreci birlikte ele alındığı zaman etkili olarak değerlendirilmiştir. Aksi halde, tedaviye uyum göstermeyen bir bireyin sadece işe girmesiyle düzeleceğini düşünmek çok doğru değildir.

Kişinin tedavi döneminde ihtiyaçları saptanmalı ve bu doğrultuda iş seçimi yapılmalıdır. Daha önce çalışmamış bireylere hafif, çok yorucu olmayan çalışma sahası uygun olabilir, stres düzeyi yüksek bireylere ise daha az stresli çalışma sahaları önerilebilir.

Bağımlılık ilişki sürecini etkiler. İlişkinin geleceğine yönelik kararlar eşin olma/olmama durumundan ziyada bağımlılığın ilişkiyi nasıl etkilediğine bakılarak verilmelidir. Eğer bu durum sonradan öğrenildiyse karşılıklı açık bir şekilde konuşulabilir. Eşinizi alkolü, maddeyi ve kumarı bırakması için motive edebilirsiniz. Bunun için bağımlı eşe hedefler verilebilir. Örneğin “Haftada 2 kereden fazla kullanmanı istemiyorum”, “Yarım dubleyi aşmanı istemiyorum” şeklinde kesin hedefler konmalıdır. Verilen hedeflerin somut olması önemlidir. Kişiye “İçmeni istemiyorum” demek kesin bir hedef değildir. Bağımlı kişinin içmesi istenmiyorsa, ne kadar süre içmemeli, bu belirtilmelidir. Aynı zamanda tedaviye başvurmak ve devam etmek de hedef olarak belirlenebilir.

Kişi hedeflere verilmesine rağmen bunlara uymuyorsa belirli sınırlar çizilip yaptırımlar uygulanabilir. Hedeflerin kriterleri olmalıdır. Örneğin “Eğer 1 ay kullanmazsan eve döneceğim”. Ayrılık sonrası verilen hedefler de gerçekleştirilmediyse bağımlı kişiden kesin bir ayrılık sağlanabilir.

Bağımlı bireylerin maddeyi temin etmek için hırsızlık davranışlarını sergilemesi bağımlı yakınlarının endişe duyduğu konulardan biridir. Evet, bazı durumlarda bağımlı bireyler maddeyi almak uğruna bu gibi olumsuz davranış girişimleri gösterebilir. Bağımlı yakınları bu gibi durumlarda kişinin hırsızlık yapmaması için para vermeye devam etmektedirler. Bağımlı bireylerin sorumlulukları genelde yakınları tarafından bu şekilde üstlenilmiş olur. Ancak bu tarz yaklaşımlar, kişinin bağımlılığını sürdürmesine neden olur. Kişinin kullanımla ilişkili olarak karşılaştığı sorunlarda sorumluluk almayı öğrenmesi önemlidir. Bağımlı yakınları, para vermeme gerekçesini “Torbacıya para vermek istemiyorum” şeklinde belirtebilir. Bu tarz yaklaşımlarla bağımlı bireyin sorumluluk duygusunun gelişmesi sağlanabilir.

Ailelerin en büyük korkularından biri de yakınlarının uyuşturucu kullanmasıdır. Bazen yakınlarının davranışlarından bazen de izledikleri haberlerden etkilendikleri için şüpheye düşerler. Bu süreç hastalığın seyri açısından önem taşımaktadır. Bu nedenle şüphe duyulduğunda başvurulabilecek yollardan biri de testlerdir. Bunlar arasında idrar, saç ve kan testleri bulunmaktadır.

Test yaptırmadan önce şüphelenilen kişiyle konuşmak gerekir. Her iki tarafın anlaşarak test yaptırması, ilişkinizi ve tedaviyi olumlu yönde etkileyecektir. Gizlice test yapılmaya çalışılması ise sorunlarınızı daha da büyütebilir.

İdrar testi:

İdrar testleri hızlı ve ucuzdur aynı zamanda evde yapılabileceği için gizlilik de korunmuş olur. Kişinin kullandığı maddeye göre değişmekle birlikte genellikle 3 günlük kullanım hakkında bilgi verir. Örneğin eroin idrarda 2-4 gün arasında kalır, bu süre geçtikten sonra verilen idrar testi negatif çıkar. Esrar 1-3 gün, kokain 12-48 saat idrarda kalmaktadır. Bu nedenle testin sonucunun negatif gelmesi o kişinin madde kullanmadığı anlamına gelmez. İdrar testlerinde en son madde kullanılan zamana dikkat edilmelidir. Bonzai gibi bazı maddeler idrar testleriyle analiz edilememektedir. Tiner, bali, çakmak gazı vb. maddeleri de idrarda tespit etmek zordur. Bu maddeler için karaciğer ve böbrek fonksiyon testleri daha yararlı olabilir.

Bu testlerin kişiye uygun koşullarda yapılması çok önemlidir. İdrarın en fazla 3 saat içinde verilmiş ve taze olması, başka kişinin idrarı ile karışmaması gerekir. Bazen testler yanlış sonuçlar verebilmektedir. Ancak bu çok düşük bir orandır. Bu nedenle beklemediğiniz sonuçlar çıktığı zaman, testin yeniden yapılmasında yarar vardır.

Saç testi:

Saç numunesinde uyuşturucu testi 4 ile 6 ay içinde madde kullanımına dair bilgi verir. Bu test için saç numunesinin uygun bir şekilde alınması önemlidir. Yetersiz numune alınması veya saç üzerindeki boya, kına gibi kimyasal içerikli uygulamalar, test sonuçlarını etkilememektedir. Saçın en az 2 cm uzunluğunda olması gerekir.

Saç teli ayda ortalama 1 cm uzamaktadır. Bu nedenle, saç telinin her bir santimindeki madde yoğunluğu da farklı olmaktadır. Saç teli incelemesi maddenin kullanılmaya başladığından itibaren geçen süreyi ortaya çıkarır.

Kan testi:

İdrar testine göre yanılma ve yanıltma payı daha azdır. Güvenilir sonuçlar vermesi için madde kullanımından çok kısa bir süre sonra yapılması gerekir.

Kan testinin bir dezavantajı madde kullanan kişinin kan alma işleminin sorun yaratmasıdır. Damar yolu ile madde kullanan kişilerde damar zedelenmesi olabilir. Bu nedenle kişilerden kan alımı ancak uzman kişiler tarafından yapılabilir.

Bağımlılık yapan tüm maddelerde bağımlılığın gelişmesi bir süreç içinde olmaktadır. Aynı şekilde kişinin bağımlılığını bırakması da bir süreçtir ve değişim gerektirir.

İnsanlar kimi zaman davranış biçimlerini değiştirmek istemezler. Böyle durumlarda kişiyi değişim için zorlama başarıyı değil, çözümsüzlüğü getirir. Motivasyon kişinin değişime hazır ya da istekli olmasıdır. Bağımlılıkta değişim ise bir döngü şeklindedir. Bu döngünün içerisinde farkındalık öncesi, farkındalık, hazırlık, eylem ve sürdürme evreleri vardır. Kişinin değişme süreci içinde bulunduğu evreye göre yaklaşımlar da farklı olmak zorundadır. Bu nedenle öncelikle kişinin değişimin hangi aşamasında olduğu tespit edilmelidir.

Eğer bağımlı birey tedavi olmak istemiyorsa farkındalık öncesi ya da farkındalık evresindedir. Farkındalık öncesi evrede kişi madde kullanımın getirmiş olduğu olumsuz durumların farkında değildir. Madde kullanımın bir sorun olmadığını düşünür. Bu aşamadaki kişiye madde kullanımın getirdiği sorunlar hakkında farkındalık kazandırılabilir.

Farkındalık evresinde kişi kullandığı maddenin zararlarının farkına varmıştır. Maddenin kendisini olumsuz yönde etkilediğinin farkındadır. Ancak henüz madde kullanımını bırakmayı düşünmemektedir. Bu aşamada bulunan kişiyle madde kullanmasının ve kullanmamasının hayatına etkileri değerlendirilebilir. Geleceğe dair planlarını gerçekleştirmesinde madde kullanımının nasıl bir etki oluşturacağı konuşulabilir.

Tedaviye ikna konusunda ailenin yardım alabileceği, bağımlının kıramayacağı ve sözünü dinleyeceği, hürmet duyduğu bir aile büyüğü, bağımlı olmayan bir yakın arkadaşı veya sevdiği bir yakını varsa onlarla iletişime geçilmelidir.

Bağımlının aile üyelerinin veya yakınlarının nasıl bir konuşma yapması gerektiğine dair bazı hususlara dikkat etmesi gerekir. Bağımlı kişi alkol veya madde etkisi altındayken, onunla konuşmanın hiçbir yararı yoktur. Konuşmak için kişinin madde veya alkol etkisinden kurtulması beklenilmelidir.

Bağımlıya yardım edecek kişilerin yapacakları konuşma açık, samimi ve inandırıcı olmalıdır. Bağımlıya öğüt vermekten kaçınılmalıdır. Aile üyeleri kendilerini bağımlının yerine koymayı deneyerek onun düşünce, yaşantı ve korkularını anlamaya çalışmalıdır. Bu sayede kendisini ifade etmese bile yakınları bağımlının neden alkol veya madde kullanmaya devam ettiğini, neden bırakmadığını veya bırakamadığını anlayabilirler.

Kişinin tedaviye ikna edilemediği durumlarda aile üyeleri Yeşilay Danışmanlık Merkezlerinden destek alabilirler. Böylelikle kişiyi tedaviye nasıl motive edecekleri ilgili uzmanla planlayabilirler.

Bağımlılık yapan tüm maddelerde bağımlılığın gelişmesi bir süreç içinde olmaktadır. Aynı şekilde kişinin bağımlılığını bırakması da bir süreçtir ve değişim gerektirir.

İnsanlar kimi zaman davranış biçimlerini değiştirmek istemezler. Böyle durumlarda kişiyi değişim için zorlama başarıyı değil, çözümsüzlüğü getirir. Motivasyon kişinin değişime hazır ya da istekli olmasıdır. Bağımlılıkta değişim ise bir döngü şeklindedir. Bu döngünün içerisinde farkındalık öncesi, farkındalık, hazırlık, eylem ve sürdürme evreleri vardır. Kişinin değişme süreci içinde bulunduğu evreye göre yaklaşımlar da farklı olmak zorundadır. Bu nedenle öncelikle kişinin değişimin hangi aşamasında olduğu tespit edilmelidir.

Eğer bağımlı birey tedavi olmak istemiyorsa farkındalık öncesi ya da farkındalık evresindedir. Farkındalık öncesi evrede kişi madde kullanımın getirmiş olduğu olumsuz durumların farkında değildir. Madde kullanımın bir sorun olmadığını düşünür. Bu aşamadaki kişiye madde kullanımın getirdiği sorunlar hakkında farkındalık kazandırılabilir.

Farkındalık evresinde kişi kullandığı maddenin zararlarının farkına varmıştır. Maddenin kendisini olumsuz yönde etkilediğinin farkındadır. Ancak henüz madde kullanımını bırakmayı düşünmemektedir. Bu aşamada bulunan kişiyle madde kullanmasının ve kullanmamasının hayatına etkileri değerlendirilebilir. Geleceğe dair planlarını gerçekleştirmesinde madde kullanımının nasıl bir etki oluşturacağı konuşulabilir.

Tedaviye ikna konusunda ailenin yardım alabileceği, bağımlının kıramayacağı ve sözünü dinleyeceği, hürmet duyduğu bir aile büyüğü, bağımlı olmayan bir yakın arkadaşı veya sevdiği bir yakını varsa onlarla iletişime geçilmelidir.

Bağımlının aile üyelerinin veya yakınlarının nasıl bir konuşma yapması gerektiğine dair bazı hususlara dikkat etmesi gerekir. Bağımlı kişi alkol veya madde etkisi altındayken, onunla konuşmanın hiçbir yararı yoktur. Konuşmak için kişinin madde veya alkol etkisinden kurtulması beklenilmelidir.

Bağımlıya yardım edecek kişilerin yapacakları konuşma açık, samimi ve inandırıcı olmalıdır. Bağımlıya öğüt vermekten kaçınılmalıdır. Aile üyeleri kendilerini bağımlının yerine koymayı deneyerek onun düşünce, yaşantı ve korkularını anlamaya çalışmalıdır. Bu sayede kendisini ifade etmese bile yakınları bağımlının neden alkol veya madde kullanmaya devam ettiğini, neden bırakmadığını veya bırakamadığını anlayabilirler.

Kişinin tedaviye ikna edilemediği durumlarda aile üyeleri Bağımsız Yaşam Derneği Danışmanlık Merkezinden destek alabilirler. Böylelikle kişiyi tedaviye nasıl motive edecekleri ilgili uzmanla planlayabilirler.